
17 Ağustos Depreminin 27. Yılında Büyük Felaket Anılıyor
Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

Climate Central'ın yayımladığı yeni rapora göre, iklim değişikliğine bağlı artan gece sıcaklıkları uyku kalitesini düşürüyor ve yıllık uyku süresinde ciddi bir azalmaya neden oluyor.
Kaliteli bir uyku, insan fizyolojisinin dengesini koruması için temel bir ihtiyaçtır. Ancak son yıllarda iklim krizi ile birlikte yükselen gece sıcaklıkları, uyku düzenini doğrudan tehdit etmeye başladı. Climate Central tarafından hazırlanan kapsamlı bir rapor, iklim değişikliğinin sadece çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda insan sağlığını ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sağlık krizi olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, insanlar artık her yıl ortalama 56 saat daha az uyuyor.
Raporda yer alan veriler, küresel ısınmanın uyku üzerindeki etkisini bilimsel olarak kanıtlıyor. İnsan vücudu, derin bir uyku evresine geçebilmek için çekirdek sıcaklığının yaklaşık 1 derece düşmesine ihtiyaç duyar. Ancak gece boyunca yüksek seyreden hava sıcaklıkları, vücudun bu soğuma sürecini engelliyor. Bu durum, kişilerin daha sık uyanmasına ve uykuya dalma süresinin uzamasına yol açarak toplam uyku süresinin azalmasına neden oluyor.
Tarihsel veriler incelendiğinde, sanayi devrimi sonrasında artan karbon emisyonlarının iklim üzerindeki etkisi, uyku saatlerindeki uzun vadeli değişimlerle korelasyon gösteriyor. Daha önceki yıllarda gece sıcaklıkları, insan vücudunun doğal soğuma sürecine izin verecek seviyelerde kalıyordu. Ancak günümüzde yaşanan 'tropikal geceler', yani gece sıcaklıklarının 20 derecenin altına düşmediği günlerin sayısı, dünya genelinde ciddi bir artış gösterdi. Bu durum, uyku bozukluklarının bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmesine yol açıyor.
Uyku uzmanları, uyku sürelerindeki bu azalmanın uzun vadede bağışıklık sistemi zayıflığı, konsantrasyon kaybı ve kronik yorgunluk gibi birçok sağlık sorununu tetiklediğini belirtiyor. Özellikle düşük gelirli bölgelerde, klimaya erişimi olmayan kesimlerin bu durumdan daha fazla etkilendiği, sosyal adaletsizliğin uyku sağlığına da yansıdığı ifade ediliyor. Uzmanlar, uyku kalitesindeki düşüşün sadece bireysel değil, toplumsal üretkenliği de olumsuz etkilediğini vurguluyor.
İklim değişikliğiyle mücadele edilmediği sürece, gece sıcaklıklarının artmaya devam edeceği ve bu durumun önümüzdeki yıllarda uyku sürelerinde daha büyük kayıplara yol açacağı öngörülüyor. Şehir planlamasında 'ısı adası' etkisini azaltacak düzenlemelerin yapılması, binaların yalıtımının iyileştirilmesi ve yeşil alanların artırılması, bu soruna karşı geliştirilebilecek temel çözüm önerileri arasında yer alıyor. Gelecekte, uyku sağlığı politikalarının iklim eylem planlarına dahil edilmesi bir zorunluluk haline gelebilir.
Uyku süresindeki 56 saatlik kayıp, iklim krizinin günlük hayatımıza dokunan somut bir göstergesidir. Sağlıklı bir yaşam için gerekli olan uykunun korunması, sadece bireysel çabalarla değil, iklim değişikliği ile küresel düzeyde mücadele edilmesiyle mümkündür. İnsan sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik arasındaki bu bağı anlamak, daha sağlıklı bir gelecek için atılacak ilk adımdır.
Yükleniyor...

Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

Erzurum'un Oltu ilçesinde meydana gelen trafik kazasında, yoldan çıkan otomobilin devrilmesi sonucu 4 vatandaşımız yaralandı.

İsrail ordusunun, 15 Ağustos'ta gerçekleşen hava saldırılarının ardından Lübnan sınırında birkaç gün sürecek yoğun çatışmalara hazırlandığına dair bilgiler gündeme geldi.

Türkiye genelinde hissedilen sarsıntılar sonrası vatandaşlar AFAD'ın güncel verilerine odaklandı. 17 Ağustos 2026 itibarıyla son depremlerin merkez üsleri ve büyüklükleri mercek altına alınıyor.