
17 Ağustos Depreminin 27. Yılında Büyük Felaket Anılıyor
Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik son açıklamalarına tepki göstererek, diplomatik dilin ötesinde bir karşılık verilmesi gerektiğini savundu.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik son dönemdeki saldırgan söylemleri ve tehditkar açıklamaları üzerine dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu. Garibabadi, Trump'ın yaklaşımını 'katil' ifadesiyle nitelendirerek, Tahran'ın bu söylemlere karşı klasik diplomatik yöntemlerin dışında, daha caydırıcı bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtti. Bu açıklama, iki ülke arasındaki derin güvensizliğin ve yükselen bölgesel gerilimin bir yansıması olarak görülüyor.
Donald Trump’ın başkanlık döneminde 'maksimum baskı' politikasıyla İran’a uyguladığı yaptırımlar, Biden döneminde de büyük ölçüde varlığını korumuştu. Şimdi ise Trump’ın yeniden sahnede olması, Tahran’da ciddi bir stratejik kaygıya yol açıyor. İranlı yetkililer, özellikle nükleer anlaşmadan çekilme süreci ve sonrasında yaşanan gerilimleri hatırlatarak, ABD’nin mevcut yönetim tarzının müzakereye değil, çatışmaya odaklı olduğunu savunuyor. Garibabadi’nin 'anladığı dilden konuşmak' vurgusu, İran’ın askeri doktrininde ve dış politika söyleminde bir sertleşmeye gidileceğinin sinyali olarak yorumlanıyor.
İran, Orta Doğu genelinde yürüttüğü 'direniş ekseni' politikasıyla ABD’nin bölgedeki varlığını kendisine yönelik bir güvenlik tehdidi olarak görüyor. Özellikle Irak, Suriye ve Yemen gibi ülkelerde yaşanan vekalet savaşları, Washington ve Tahran hattındaki gerilimin ana merkezlerini oluşturuyor. Uzmanlar, İran’ın bu sert söyleminin sadece sözlü bir tepki olmadığını, aynı zamanda bölgedeki müttefiklerine yönelik bir mesaj niteliği taşıdığını belirtiyor. Caydırıcılık stratejisini ön plana çıkaran Tahran, ABD’nin olası bir doğrudan müdahalesine karşı daha hazırlıklı bir profil çizmeyi hedefliyor.
İki ülke arasındaki ilişkiler 1979 İslam Devrimi’nden bu yana sürekli bir kriz döngüsü içerisinde seyrediyor. 2020 yılında General Kasım Süleymani’nin ABD tarafından düzenlenen bir hava saldırısıyla öldürülmesi, ilişkilerin kopma noktasına geldiği en kritik anlardan biri olmuştu. O günden bu yana İran, hem nükleer kapasitesini artırma hem de balistik füze teknolojilerinde ilerleme kaydederek ABD üzerindeki baskısını artırmaya çalışıyor. Yaşanan bu son gerilim, geçmişteki bu travmatik olayların ve çözülemeyen nükleer dosyanın bir devamı niteliğinde.
Önümüzdeki süreçte, ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırım paketleri getirmesi veya bölgesel askeri varlığını artırması durumunda, Tahran’ın tepkisinin daha sert olması bekleniyor. Diplomatik kanalların neredeyse tamamen kapalı olduğu bir ortamda, tarafların doğrudan bir çatışmadan ziyade, vekalet savaşları üzerinden birbirini yıpratmaya devam edeceği öngörülüyor. Uluslararası toplum, bu 'söz düellosunun' sahada sıcak bir çatışmaya dönüşmemesi için taraflara itidal çağrısında bulunuyor.
Sonuç olarak, İran ile ABD arasındaki gerilim, küresel siyasetin en istikrarsız hatlarından biri olmaya devam ediyor. Kazım Garibabadi’nin açıklamaları, Tahran’ın artık pasif bir savunma yerine, proaktif bir söylem geliştirdiğini gösteriyor. İki tarafın da geri adım atmaya yanaşmadığı bu süreçte, Orta Doğu’da güvenlik dengelerinin yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.
Yükleniyor...

Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

Erzurum'un Oltu ilçesinde meydana gelen trafik kazasında, yoldan çıkan otomobilin devrilmesi sonucu 4 vatandaşımız yaralandı.

İsrail ordusunun, 15 Ağustos'ta gerçekleşen hava saldırılarının ardından Lübnan sınırında birkaç gün sürecek yoğun çatışmalara hazırlandığına dair bilgiler gündeme geldi.

Türkiye genelinde hissedilen sarsıntılar sonrası vatandaşlar AFAD'ın güncel verilerine odaklandı. 17 Ağustos 2026 itibarıyla son depremlerin merkez üsleri ve büyüklükleri mercek altına alınıyor.