
17 Ağustos Depreminin 27. Yılında Büyük Felaket Anılıyor
Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

İstanbul'da yıkılma riski taşıdığı raporlanan bir binanın mührü kırılarak içeri girildi. Yetkililerin tüm uyarılarına rağmen binada yaşamaya devam edenler endişe yaratıyor.
İstanbul’un yapı stoğu, beklenen büyük deprem riski altında en hassas konulardan biri olmaya devam ediyor. Kentin pek çok noktasında “tabut bina” olarak nitelendirilen, teknik raporlarla yıkılması gerektiği kesinleşmiş yapılar bulunuyor. Ancak, mühürlenen ve tahliye edilmesi gereken bu binalarda hala yaşamın devam etmesi, hem bireysel hem de toplumsal güvenlik açısından ciddi bir kriz yaratıyor.
Son olarak mühürlü bir binada gerçekleşen girişler, yasal prosedürlerin uygulanması noktasındaki boşlukları gözler önüne serdi. Binanın yıkılma riskine rağmen eşyalarını kurtarmak veya barınma ihtiyacı nedeniyle mühürleri kıran şahıslar, kendi hayatlarını ve çevrelerindeki yapıların güvenliğini tehlikeye atıyor. Olay yerine intikal eden ekipler, binanın statik açıdan ayakta kalmasının mucize olduğunu belirtiyor.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, riskli binaların tahliyesi ve yıkımı konusunda net yaptırımlar öngörüyor. Ancak pratikte, mülkiyet sorunları, kira yardımı beklentileri ve alternatif konut eksikliği gibi faktörler süreci yavaşlatıyor. Mühürleme işlemi, aslında bir binanın artık barınmaya uygun olmadığını belgeleyen son hukuki aşamadır.
İnşaat mühendisleri, bu tür binaların sadece depremde değil, kendi ağırlığını taşıyamaz hale geldiği durumlarda da çökebileceği konusunda uyarıyor. Taşıyıcı sistemin yorgunluğu ve korozyonun etkisiyle, binanın her an kontrollü olmayan bir yıkıma uğraması mümkün. Uzmanlar, binaya giriş yapılmasının yasal olarak suç teşkil etmesinin yanı sıra, yaşam hakkına yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu vurguluyor.
İstanbul geçmişte, benzer şekilde riskli olduğu bilinen ve tahliye edilmeyen binaların yıkılması sonucu yaşanan acı kayıtlara şahit olmuştur. Geçmişte yaşanan çökmeler, kentsel dönüşümün bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu acı bir şekilde hatırlatıyor. Ancak vatandaşların bu binalarda ısrarla kalmaya devam etmesi, ekonomik zorlukların güvenliğin önüne geçtiği bir gerçeği işaret ediyor.
Yerel yönetimlerin, riskli binaların tahliyesi konusunda daha sıkı denetim mekanizmaları kurması ve tahliye edilen vatandaşlar için geçici barınma çözümlerini hızlandırması bekleniyor. Aksi takdirde, metropoldeki eski yapı stoğunun yarattığı risk, her geçen gün daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaya devam edecek.
İstanbul'daki bu olay, kentsel dönüşümün sadece binaları yenilemek değil, aynı zamanda insanları güvenli alanlara taşıyacak sosyal politikaları da içermesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Mühürlerin kırılması, sadece bir kural ihlali değil, can güvenliğinin hiçe sayıldığı dramatik bir tablodur.
Yükleniyor...

Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

Erzurum'un Oltu ilçesinde meydana gelen trafik kazasında, yoldan çıkan otomobilin devrilmesi sonucu 4 vatandaşımız yaralandı.

İsrail ordusunun, 15 Ağustos'ta gerçekleşen hava saldırılarının ardından Lübnan sınırında birkaç gün sürecek yoğun çatışmalara hazırlandığına dair bilgiler gündeme geldi.

Türkiye genelinde hissedilen sarsıntılar sonrası vatandaşlar AFAD'ın güncel verilerine odaklandı. 17 Ağustos 2026 itibarıyla son depremlerin merkez üsleri ve büyüklükleri mercek altına alınıyor.