
ABD Başkanı Trump'tan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na Destek
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, ABD Başkanı Donald Trump tarafından bölgesel istikrar için önemli bir adım olarak nitelendirildi.

1989 yılında Norveç açıklarında batan Sovyet nükleer denizaltısı Komsomolets, deniz ekosistemi için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Uzmanlar, denizaltıdan sızan radyasyonun 'saatli bomba' etkisi yarattığı konusunda uyarıyor.
1989 yılında Norveç Denizi'nin derinliklerinde yaşanan trajik bir kaza sonucu batan Sovyet nükleer denizaltısı Komsomolets, üzerinden geçen 36 yıla rağmen çevre uzmanlarını endişelendirmeye devam ediyor. Barents Denizi'nin yaklaşık 1.700 metre derinliğinde bulunan bu enkaz, bünyesinde taşıdığı nükleer reaktör ve iki adet nükleer başlıklı torpido nedeniyle dünya denizleri için potansiyel bir risk teşkil ediyor. Yapılan son incelemeler, denizaltının enkazından çevreye radyasyon sızıntısı olduğunu ve bu durumun deniz ekosistemini uzun vadede tehdit ettiğini ortaya koyuyor.
Komsomolets, 7 Nisan 1989 tarihinde çıkan bir yangın sonucu sulara gömülmüş ve mürettebatından 42 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştu. O günden bu yana deniz tabanında yatan titanyum gövdeli denizaltı, yüksek basınca ve korozyona karşı dirençli olsa da reaktör bölümündeki yapısal bozulmalar artık göz ardı edilemeyecek seviyelere ulaştı. Norveçli ve Rus bilim insanlarının ortaklaşa yürüttüğü ölçümlerde, denizaltının bulunduğu bölgedeki radyasyon seviyelerinin normal değerlerin üzerinde olduğu tespit edildi.
Deniz biyologları ve nükleer enerji uzmanları, Komsomolets'i bir 'saatli bomba' olarak nitelendirerek, sızıntının artması durumunda bölgedeki balıkçılık faaliyetlerinin ve deniz canlılarının doğrudan etkilenebileceğini belirtiyor. Rusya'nın 'Komsomolets Projesi' kapsamında enkaza gönderdiği insansız su altı araçları, reaktör havalandırma borularından sızan radyoaktif sezyum-137 izotoplarının çevredeki tortulara karıştığını doğruladı. Uzmanlar, bu durumun bir felakete dönüşmemesi için bölgedeki radyasyon seviyesinin 7/24 takip edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Soğuk Savaş döneminde yaşanan deniz kazaları, günümüzde hala çevresel birer miras olarak karşımıza çıkıyor. Komsomolets, okyanus tabanında bulunan tek nükleer enkaz değil; dünya genelinde nükleer güçle çalışan dokuz denizaltı ve çok sayıda nükleer başlık içeren enkazın deniz yatağında bulunduğu biliniyor. Bu durum, uluslararası deniz hukuku ve çevresel güvenlik protokollerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelecek yıllarda, denizaltı gövdesinin daha fazla korozyona uğraması ve yapısal bütünlüğünü kaybetmesi bekleniyor. Eğer reaktör muhafazası tamamen çökerse, radyoaktif maddelerin okyanus akıntılarına karışması ve besin zinciri yoluyla geniş bir coğrafyaya yayılması riski bulunuyor. Bilim dünyası, bu tür enkazların temizlenmesi için geliştirilecek teknolojilerin, hem maliyet hem de teknik açıdan büyük zorluklar barındırdığını kabul ediyor.
Özetle, 36 yıldır denizin dibinde sessizce bekleyen Komsomolets, modern insanın teknolojik mirasının çevresel maliyetini temsil ediyor. Uluslararası toplumun, bu tür riskli enkazların izlenmesi ve olası bir sızıntı anında müdahale edilebilmesi için daha şeffaf ve kararlı bir iş birliği geliştirmesi gerektiği aşikardır. Denizlerin korunması, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin ekolojik güvenliğini de yakından ilgilendiriyor.
Yükleniyor...

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, ABD Başkanı Donald Trump tarafından bölgesel istikrar için önemli bir adım olarak nitelendirildi.

İtalya'nın Sicilya Adası'ndaki Messina Bölge Müzesi'nde büyük bir sanat hırsızlığı yaşandı. Rönesans döneminin önemli isimlerinden Antonello da Messina'ya ait dört değerli eser kimliği belirsiz kişilerce çalındı.

Ukrayna, savaşın başından bu yana gerçekleştirdiği en büyük hava saldırılarından birini Rusya topraklarına düzenledi. Yüzlerce İHA'nın kullanıldığı saldırıda 6 kişi hayatını kaybetti.

ABD ve İran arasındaki gerilim sürerken, Neçirvan Barzani'nin Beyaz Saray ile İran Devrim Muhafızları arasında gizli bir iletişim kanalı kurulmasına aracılık ettiği öne sürüldü.