
17 Ağustos Depreminin 27. Yılında Büyük Felaket Anılıyor
Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

Türkiye'nin F-35 programına katılımı, NATO zirvesi sonrası tekrar gündemde. Uçağın teknik özellikleri, maliyet yapısı ve Türkiye'nin süreçteki stratejik pozisyonu detaylandırılıyor.
Ankara'da gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi, Türk savunma sanayiinin en kritik dosyalarından biri olan F-35 savaş uçakları konusunu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasındaki diplomatik temaslar, Türkiye'nin bu projeye katılımı konusundaki beklentileri tazeledi. Türkiye, programın hem üretim ortağı hem de potansiyel müşterisi olarak süreçte kilit bir role sahip olmaya devam ediyor.
F-35 Lightning II, beşinci nesil bir savaş uçağı olarak 'hayalet' (stealth) teknolojisiyle donatılmış durumda. Düşük radar izi sayesinde düşman sistemleri tarafından tespit edilmesi oldukça zor olan uçak, gelişmiş sensör füzyonu ile pilotuna 360 derecelik bir durumsal farkındalık sağlıyor. Uçak, hem hava-hava hem de hava-yer görevlerinde üstün başarı sergileme kapasitesine sahip çok amaçlı bir platform olarak tanımlanıyor.
Türkiye, F-35 programının başlangıcından bu yana önemli bir üretim payına sahip. Türk savunma sanayii firmaları, uçağın gövde parçalarından motor bileşenlerine kadar kritik parçaların tedarikinde uzun yıllar görev aldı. Bu ortaklık, sadece bir tedarik zinciri değil, aynı zamanda teknoloji transferi ve know-how paylaşımı açısından da büyük önem taşıyordu. Yeniden başlayan görüşmeler, bu sanayi iş birliğinin gelecekte nasıl şekilleneceğine dair ipuçları veriyor.
F-35 uçaklarının birim maliyeti, üretim adedi ve teknolojik opsiyonlara göre değişkenlik gösteriyor. Güncel piyasa koşullarında bir F-35'in maliyeti 80 milyon dolar ile 120 milyon dolar arasında değişebiliyor. Türkiye'nin bu uçakları hangi şartlarda tedarik edeceği ve ödeme planının nasıl yapılandırılacağı, diplomatik müzakerelerin en önemli başlıklarından birini oluşturuyor. Ekonomik verimlilik, devletlerin bu tür yüksek teknolojili alımlarda en çok dikkat ettiği kriterlerin başında geliyor.
Türkiye, F-35 programına resmi olarak 2002 yılında katılmıştı. Ancak ilerleyen yıllarda yaşanan S-400 hava savunma sistemi alımı ve ardından gelen siyasi anlaşmazlıklar, Türkiye'nin programdan çıkarılmasına neden olmuştu. Bugün gelinen noktada, NATO zirvesinde sergilenen yapıcı tutum, tarafların geçmişteki tıkanıklıkları aşma konusunda istekli olduğunu gösteriyor. Bu süreç, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ihtiyaçları ile uluslararası ittifak yükümlülükleri arasındaki dengeyi bulma çabası olarak okunuyor.
Türkiye'nin F-35 programına geri dönmesi veya alternatif bir iş birliği modeli geliştirmesi, Türk Hava Kuvvetleri'nin modernizasyon sürecini hızlandıracaktır. Özellikle yerli muharip uçak KAAN ile birlikte F-35'lerin entegre kullanımı, Türkiye'nin hava savunma kapasitesinde çarpan etkisi yaratabilir. Uzmanlar, bu sürecin önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde Türk savunma stratejisinin temel taşı olacağını öngörüyor.
F-35 meselesi, sadece bir uçak alımından öte, Türkiye'nin Batı blokundaki stratejik yerini ve teknolojik bağımsızlık hedeflerini ilgilendiren çok boyutlu bir konudur. Diplomatik süreçler devam ederken, Türkiye'nin kendi savunma sanayiindeki yerlileşme hamleleri de bir yandan hız kesmeden devam ediyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak teknik görüşmeler, sürecin nihai seyrini belirleyecektir.
Yükleniyor...

Türkiye tarihinin en büyük acılarından biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Felaketin yıldönümünde hayatını kaybedenler hüzünle anılıyor.

Erzurum'un Oltu ilçesinde meydana gelen trafik kazasında, yoldan çıkan otomobilin devrilmesi sonucu 4 vatandaşımız yaralandı.

İsrail ordusunun, 15 Ağustos'ta gerçekleşen hava saldırılarının ardından Lübnan sınırında birkaç gün sürecek yoğun çatışmalara hazırlandığına dair bilgiler gündeme geldi.

Türkiye genelinde hissedilen sarsıntılar sonrası vatandaşlar AFAD'ın güncel verilerine odaklandı. 17 Ağustos 2026 itibarıyla son depremlerin merkez üsleri ve büyüklükleri mercek altına alınıyor.